İBB Davasında Davut BİLDİK Müdafii Av. Burak BİNGÖL’ün Savunması

İBB DAVASI · 20 AĞUSTOS 2026

İBB Davasında Davut Bildik Müdafii Av. Burak Bingöl’ün Savunması

Davut Bildik müdafii Av. Burak Bingöl tarafından duruşmada sunulan sözlü savunmanın tam metin dökümü.

Av. Burak Bingöl Sanık Müdafii Tam Metin

Sayın Başkan, Muhterem Heyet;

Dosyada müvekkilimin yaptığı olağan bir iş işlem tespit edilmiş, ardından bu işleme bir suç kastı yüklenmiştir. Daha sonra bu suç kastından da bir örgütsel vaat çıkarılmış ve nihayetinde birbirini besleyen üç ayrı suçlama ortaya çıkarılmıştır. Bu sebeple savunmamızı üç başlık altında yapacağız Sayın Başkan.

Taşınma Sürecinin Operasyondan Önce Başlaması

Birincisi, bu dosyadaki delillerden en önemlisi az önce müvekkilimin de bahsettiği kamera rejiminin tak kendisidir. Sayın Başkan, iddianamede oluşturulan anlatı esas itibarıyla şöyle: 19 Mart tarihinde operasyon gerçekleşmiş, operasyon sonrasında suç delillerinin gizlenmesi amacıyla hareket edilmiş, kamera kayıtlarının, cihazlarının sökülmesine karar verilmiş ve müvekkil de bu örgütsel amaç doğrultusunda hareket etmiş gibi bir anlatım var.

İlk bakışta bu anlatıldığında birbirini takip eden bir olay örgüsü varmış gibi görülebilir; ancak dosyadaki resmi tarihlere baktığımızda bu kurgu bozulmaktadır. Bir flash bellek teslim etmiştim, o bellek içerisindeki dosyayı açabilir misiniz ben anlatırken?

Ben bir yandan anlatayım. Sayın Başkan, bu ekranda gözüken yazı, Başkanlık Konutu’nun taşınmasıyla alakalı resmi sürecin, resmi sürece dair yazı. 11 Şubat 2025 tarihinde bir yazı.

11 Şubat 2025 tarihinde Özel Kalem Müdürlüğü’nden Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı’na, daha sonrasında Emniyet, Valilik ve diğer kurumlar içerisindeki ilgili yazılar gönderilmiş. Aşağı sayfasında da yine diğer ikinci bir yazı var.

Bu Başkanlık Konutu’nun Sayın Ekrem İmamoğlu’na operasyon yapılmadan daha önce taşınmasına ilişkin sürecin başladığını gösteren elimizdeki en önemli belge.

Biliyoruz ki operasyon tarihi 19 Mart 2025. Başka bir ifadeyle taşınma süreci operasyondan yaklaşık bir ay önce başlamış. Bu durum savcıların yüklediği bu kastın değerlendirilmesi bakımından dosyanın temel meselelerinden biri iken göz ardı ediliyor.

Müvekkil de 7 Mayıs 2025 tarihindeki ifadesinde diyor ki, cihazları 2025 tarihinde söküp İSBAK temsilcisine teslim ettim diyor. Yani operasyondan 3 gün sonra.

Kaldı ki İSBAK iştirakinin ana görevi de zaten bu. Kendi sitelerinde de bu yazıyor. İBB tarafından araç bakımları ve denetimlerini yapmak amacıyla 1986 yılında kuruldu.

Keza yine 2017 tarihli Sayıştay raporunda da her türlü bilgisayar sisteminin bakımını yapmakla görevlendirildiği vurgulanmıştır. Bu konudaki soru işareti olduğunu zaten zannetmiyorum.

19 Mart operasyon tarihi, 22 Mart cihazların sökülerek İSBAK temsilcisine teslim edilme tarihi, 25 Nisan kamera kayıtlarının soruşturma makamınca talep edilmesinin tarihi.

Savcılık tarafından Başkanlık Konutu’na ait operasyondan önceki 15 gün ve sonraki 3 günü kapsayan kamera kayıtlarının talep edildiği tarih Sayın Başkan, 25 Nisan 2025.

Bu tarihlere tekrardan dikkat çekmek istiyorum: 19 Mart operasyon tarihi, 22 Mart cihazların sökülerek İSBAK temsilcisine teslim edilme tarihi, 25 Nisan kamera kayıtlarının soruşturma makamınca talep edilmesinin tarihi.

Yani cihazların sökülmesinden 34 gün sonra kayıtlar talep edilmiş.

Şimdi bu kronoloji karşısında sormamız gereken soru şu: Müvekkil 22 Mart tarihinde henüz kendisine veya kuruma yöneltilmiş hangi somut delili savcılıktan gizlediğini bilerek hareket etmiş olabilir ki?

Hangi Delil? Hangi Suç? Hangi Somut Hareket?

İddianamenin bu soruya cevap vermesi gerekir. Çünkü TCK 281. maddesi kapsamında müvekkile soyut biçimde “sen delil kararttın” denilemez.

Hangi delil? Hangi suç yüzünden delil? Hangi tarihte? Diyelim ki gerçekten bir suç deliliydi; müvekkil o şeyin suç delili olduğunu biliyor mu? Hangi somut hareketle yok etti? Ve bunu gerçekten maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla mı yaptı?

Bütün bu soruların cevaplandırılması gerekir. Ancak bu hususların hiçbiri iddianame içerisinde yoktur. Bu hususlar değerlendirilmeden, değerlendirilmeden hakkında delil karartma suçunun isnat edilmesi bile hukuka aykırıdır.

Bu cihazın teslim edilme tarihi konusunda Naim Erol Özgüner’in, sanık Naim Erol Özgüner’in farklı bir beyanı vardı. Dün de siz huzurda dinlediniz Sayın Başkan.

Çok detayına girmeyeceğim ama dosyadaki aynı eylemden yargılanan Sayın Mustafa Akın, Ümit Çakır ve Murat Demir’in ifadeleri de müvekkilin ifadesini doğrulamaktadırlar.

Ancak savcılık burada soruşturma esnasında bunu teyit etme gereği de görmeden, ne yazık ki Naim Erol Özgüner’in ifadesini sanki maddi gerçekmiş gibi bir ciddiyetsizlikle bunu ne yazık ki iddianame içerisine eklemiştir.

TCK Madde 281 yönünden tekrardan somut olayımıza bakmak istiyorum. Savcılık kamera kayıtlarının yok edildiğini söylüyor. Peki hangi sürece ilişkin kayıt? Bunların olmadığını zaten söylemiştik dosya içerisinde.

Bu husus özellikle önemlidir; çünkü bir kamera görüntüsü yalnızca kamera görüntüsü olduğu için TCK 281 kapsamında suç delili değildir. O görüntünün daha önce işlenmiş bir suçun izi ve kanıtı niteliğinde olması gerekir.

Yani TCK 281 burada eşyanın kendisini korumaz. Ceza adaletinin maddi gerçeğe ulaşma maksadını korur.

Dolayısıyla müvekkilin fiilinin maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye yönelik olduğunu söyleyebilmek için önce engellediği ileri sürdükleri maddi gerçeğin ne olduğunu ortaya koymamız gerekir.

Yani 4000 sayfalık iddianame içerisinde ne yazık ki buna ilişkin bir cümle bile göremiyoruz Sayın Başkan.

Cihazı Sökmek ile Hard Diski Çıkarmak Farklı İşlemlerdir

Hard Disk meselesiyle alakalı olarak da öncül suç delil… gerektiğini daha önce söylemiştim ama hani burayı da es geçersek bir diğer husus da dosyadaki hard disklerin müvekkil tarafından söküldüğü iddiası.

Dosyada iki DVR cihazının içerisinde depolama birimi bulunmadığı tespit edilmiş savcılık kayıtlarında. Bu maddi tespitlerle bir problemimiz yok, bunlara itirazımız yok.

Ancak tartışmamız gereken konu zaten burada bu değil; tartışmamız gereken konu şu: Hard diskleri Davut Bildik’in söktüğü iddiası.

İki cihazda hard disk bulunmadığı tespitinden hard diskleri Davut Bildik çıkardı sonucuna nasıl ulaşıyoruz?

Bir görüntü var mı? Hard diskleri çıkarırken gören bir tanık var mı? Müvekkilin üzerinde veya tasarrufunda mı bulunmuş bu hard diskler? Hard diskin başka bir yere müvekkil tarafından gönderildiğine ilişkin bir kanıt var mı? Müvekkilin cihazın içini açtığını gösteren teknik bir bulgu var mı?

Bunların hiçbiri dosyada yok.

Müvekkilin sabit olan tek eylemi cihazı bulunduğu yerden sökmek. Fakat kamera kayıt cihazının bulunduğu yerden sökmekle cihazın kasasını açarak depolama birimini çıkarmak farklı işlemlerdir.

Müvekkilin bu sistemlere ilişkin teknik uzmanlığı olmadığını az önce kendisi de detaylı şekilde anlattı.

Davut cihazı söktü, daha sonrasında cihaz hard disksiz bulundu o halde hard diskleri Davut Bildik çıkardı. Bu bir delil değildir. Bu bir ihtimaldir.

Dolayısıyla burada iddianamenin yürüttüğü mantığın şu olduğunu söyleyebiliriz: Davut cihazı söktü, daha sonrasında cihaz hard disksiz bulundu o halde hard diskleri Davut Bildik çıkardı.

Bu bir delil değildir. Bu bir ihtimaldir. Ceza yargılamasında bu bir ihtimalle mahkumiyet kurulamayacağını, hatta insanların tutuklanmaması gerektiğini bence bu herkes bunu biliyor.

Bilgi Vermek ile İfade Vermek Arasındaki Ayrım

İkinci PDF’e geçmeyi rica edecektim. Şimdi ikinci bir husus da iddianamede müvekkilin kolluğu yanlış yönlendirdiği ileri sürülüyor.

Müvekkil ilk başta cihazların Kasımpaşa Ek Hizmet Binası’na bırakılmış olabileceği yönünde bilgi vermiş Sayın Başkan.

Dikkat ettiyseniz “ifade vermiş” demiyorum, “bilgi vermiş” diyorum. Çünkü bu husus iddianamede ifade olarak geçiyor; ancak kolluğun şifahen aldığı beyanın kanuni bir dayanağının ben olmadığını biliyorum.

Savcılığın bunu iddianame içerisinde ifadeymiş gibi yazması da kanaatimizce iyi niyetli değildir.

Bu usuli tartışmalara girmeyeceğim zaman kısıtı sebebiyle Sayın Başkan; ancak soruşturma makamında, iddianamede ifade olarak geçiyorsa bu husus, bu ifade tutanağının bir örneğini de biz istiyoruz. Devam edeyim.

Daha sonra bu bilginin yanlış olduğunu fark ederek, yanlış hatırladığını fark ederek çağrılmadan, kendi rızasıyla, gözaltı vs. gibi herhangi bir işlem yokken ertesi gün Vatan Emniyet’e gidiyor.

Buraları da az önce anlattı müvekkil. Burada yaşanan durum hafıza yanılmasından başka bir şey değildir.

İşi zaten getir götür yapmak olan birisi 35 gün sonra çıkıp da “Sen 35 gün evvel o cihazı nereye götürdün, gönderdin?” sorusunun sorulması halinde kişinin yanlış hatırlamasından doğal hiçbir şey yoktur.

Kaldı ki müvekkilim zaten birçok hastalıkla uğraşıyor. Daha önce sunduğumuz belgelerde de görmüşsünüzdür; müvekkilin %47 oranında engelli olduğuna dair Devlet Hastanesi raporu var Sayın Başkan.

Hastalıkları nedeniyle ciddi hafıza problemleri yaşıyor kendisi. Psikolojik olarak kullandığı hafıza güçlendiren ilaçlar da var. Bunlar Sağlık Bakanlığı’nın kayıtlarında mevcuttur.

Daha önce ben tutuklu olduğu süreçte dosyaya sunmuştum. Lüzum görürseniz eğer siz de Sağlık Bakanlığı’ndan celbini isteyebilirsiniz. Konuya döneyim.

Müvekkilin Sonraki Davranışının Değerlendirilmesi

Burada iddianame makamı kolluğun yaptığı mülakatı bile —mülakat diyoruz buna— iddianame içerisine yazmış, ifade gibi yazmış; ancak müvekkilin sonraki davranışını aynı ağırlıkta değerlendirmemiş.

Ben 4000 sayfalık iddianame metninin içerisinde ya da 10 binlerce sayfa tutan ekleri arasında şuraya yansıtmış olduğum Rızaen Teslim Tutanağı’nı görmedim.

Şimdi soruyorum Sayın Başkan: Hani CMK 160 gereğince savcılığın görevi şüphelinin lehine ve aleyhine olan tüm delilleri toplamaktı?

Burada özellikle fosforlu bir şekilde çizdim ki hani okunması önemli olan kısımları gözüksün.

Müvekkilin Davut Bildik’in İSBAK deposuna giderek emniyet personeline nasıl yardımcı olduğunun gösterildiği ıslak imzalı tutanaktır.

Bir örneğini ben dosya içerisinde göremedim, kendim ulaştım. Bunu da aynı şekilde emniyetten talep edilmesini sizden talep ediyoruz Sayın Başkan.

Kamera Kayıtlarının Talep Edilmesinin Önünde Engel Yoktu

Üçüncü PDF’e geçebilir miyiz acaba? Operasyon 19 Mart tarihinde yapıldı.

Savcılık ve kolluk o tarihte Başkanlık Konutu’nda operasyon sırasında dış kapıda yaşanan olay üzerine o olaya ilişkin kamera kayıt görüntülerini istiyor kolluk.

En alt sayfaya inebilir miyiz acaba PDF içerisindeki? Bu olgu bize iki şey gösterir: Savcılık ve kolluk o gün kamera kayıtlarına erişim imkanının bulunduğunu biliyor ve kurum çalışanları talep edilen görüntüleri kolluğa hiçbir zorluk yaşatmadan veriyorlar.

Dolayısıyla 19 Mart günü gerekli görülen başka kamera kayıtlarının da talep edilmesi mümkündü. Fakat soruşturma makamı bugün tartışılan geniş kapsamlı görüntüleri 25 Nisan tarihinde istedi.

Tekrar ediyorum, CMK Madde 160 Cumhuriyet Savcısı’na maddi gerçeğin araştırılması için lehe ve aleyhe bütün delilleri toplama ve muhafaza altına alma yükümlülüğü getiriyor.

Soruşturma makamının kendi delil toplama zamanlamasından doğan belirsizliğin ve eksikliğin sonradan müvekkilin suç kastının delili haline getirilmeye çalışılması kabul edilemez.

Keza yine bu yansıttığım belge de ne yazık ki iddianame içerisinde yok Sayın Başkan.

Kamera Kayıtlarının Teknik Özelliği

Müvekkil bahsetti ama bu tarz cihazların bir de overwrite dediğimiz bizim, üzerine yazma tekniğidir bu. Zaten belli bir süre kayıtları tutar.

Yani savcılığın bu yazıyı istediği tarihte o hard diskler bulunmuş olsaydı da zaten savcılık istemiş olduğu o tarihteki ilişkin kamera görüntülerine ulaşamayacaktı. Bu da ayrı bir detay.

Mala Zarar Verme Suçunda Kast Unsuru

Bir diğer suçlama mala zarar verme iddiası, nitelikli hali, kamu malına zarar verme iddiası.

Müvekkilin iki adet kamera kayıt cihazından birine zarar verdiği ileri sürülmektedir.

Burada çok temel bir hukuki ayrım var: Mala zarar vermenin yalnızca kasten işlenebileceğini hepiniz biliyoruz, taksirli halinin TCK’da düzenlenmediğini biliyoruz.

Dolayısıyla bir kamu malının zarar görmüş olması tek başına TCK 152 kapsamında ceza sorumluluğunu doğurmaz.

Önce zarara müvekkilin sebebiyet verdiği, sonra da bunu kasten yaptığı tespit edilmelidir. Bu dosyada ikisi de yoktur Sayın Başkan.

Müvekkil soruşturma aşamasında, az önce kendisi de tekrarladı, cihazı sökerken bir ses duyduğunu, “Acaba cihaz bozuldu mu?” diye endişelendiğini ifade ediyor.

Kasten bozmak isteyen bir insanın “Acaba bozuldu mu?” paniğini yaşaması pek beklenmez.

En kötü ihtimalle teknik uzmanlığı bulunmayan bir kişinin sökme işlemi esnasında istemeden bir arızaya sebep olabileceği düşünülebilir.

Burada Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamasına baktığımız zaman dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranıştan kaynaklanabilecek cihazın bozulması halinde de kasıttan bahsedilemeyeceğini görebiliriz.

Ümit Çakır ve Murat Demir’in beyanları da müvekkilin kasten zarar verdiği yönünde değildir.

Az önce siz de sordunuz müvekkile; Ümit Çakır, Davut Bildik’in bu cihaza kasten zarar verdiğini, bilerek zarar verdiğini söylemiyor, sadece cihazı teslim alırken Davut Bey’in bir tanesinin bozulmuş olabileceğini beyan etmiş ifadesinde.

Murat Demir de iki cihazdan birinin arka power girişinin siyah olduğunu gördüğünü ve sonrasında power girişini kendisinin söktüğünü iddia ediyor.

Yani burada da şöyle bir çelişki var Sayın Başkan: İki cihazdan sadece bir tanesinde bu sıkıntı var.

Yani müvekkil cihazları bozmak istiyor olsa, iki tane cihazdan bahsediyoruz biz, ikisini birden bozar. Ama bir tanesinde böyle bir problem yok.

Yani burada da aslında kastın olmadığını görebiliyoruz.

Keza yine power girişinin bozulmuş olması kamera kayıtlarını yok eden bir şey de değildir. O yüzden herhangi bir anlam taşıyan bir hareket de değildir.

Kurumsal İş İlişkisi ile Örgütsel Hiyerarşi Birbirinden Ayrılmalıdır

Son olarak örgüt kapsamındaki kısa bir savunma yapacağız. TCK 220/7 kapsamında örgüte yardımla suçlanıyor müvekkil.

Aynı kurum içerisinde çalışan insanlar arasında doğal olarak bir iş bölümü olduğu aşikardır.

Bir üst amir personele bir şey söyler, personeller birbirlerini arar, bir yemeğe giderler, kahve içerler, aynı binada bulunup aynı baz istasyonundan sinyaller verebilirler.

Fakat ceza hukuku anlamındaki hiyerarşinin bundan farklı olduğunu hepimiz biliyoruz.

TCK 220 anlamında örgütten söz edebilmek için suç işleme amacıyla bir araya gelmiş bir ve hiyerarşik bağ bulunduran bir yapı gerekiyor.

Bir belediye çalışanının başka bir belediye çalışanına görevi gereği iletişim kurması bir örgütten bahsedebilmek için yeterli değildir.

Özellikle iddianamede “talimat” kelimesine çok takılınmış.

Burada müvekkil de izah etti zaten konuyu ama burada şunu da izah etmek gerekiyor: Müvekkil bir hukukçu değil Sayın Başkan.

Yargıtay’ın bu konudaki terminolojisine hakim olmak zorunda da değil. Ne şekilde ifade verdiğini anlattı, o yüzden uzatmayacağım ben de.

Ama kendisinin de burada az önce sorguda bahsettiği üzere kendisine bir talimat verilmemiş, kendisi kimseye bir talimat vermemiş.

Bu husus ne yazık ki savcılık kayıtlarında eksik ve yanlış yazılmış.

Bir Varsayım Diğer Varsayımın Delili Olamaz

Savcılık neticede şöyle bir zincir kurmuştur Sayın Başkan: Davut Bildik cihazı söktü, öyleyse delili ortadan kaldırmak istedi.

Delili ortadan kaldırmak istediyse örgütün amacı için hareket etti. Örgütün amacı için hareket ettiyse Mustafa Akın kendisine örgütsel talimat vermiştir.

Örgütsel talimat verildiyse de cihaz kasten bozulmuştur.

Fakat dikkat edilirse bu cümlelerin hiçbiri diğerinin delili değildir. Her biri bir önceki varsayımın üzerine kurulmuş bir başka varsayımdır.

Yani Nasreddin Hoca hikayesi gibi, “Ya tutarsa” denilerek yazılmış bir kısım olduğunu düşünüyoruz.

Biz ise tam tersi somut olgulara baktığımızda taşınma sürecinin operasyondan önce başladığını, müvekkilin cihazları söküp teslim ettiğinin kabul edildiğini, cihazların belediye iştirakine verildiğini, tamamının ortadan kaldırılmadığını, sonradan bulunduğunu, hard disklerin müvekkilin ortadan kaldırdığına dair herhangi bir delil ortada olmadığını, iki cihazdan yalnızca birinde arıza olduğunu ve power girişinin dediğim gibi kamera kayıt cihazında bir kayıtlara alakalı bir kısma zarar vermeyeceğini izah ettik.

İşi varsayımlardan uzaklaştırırsak gerçekte olanlar bunlardan ibarettir Sayın Başkan.

Toparlıyorum son cümlelerimi. Müvekkilin yaptığı sabit olan işlemi az önce detaylı şekilde izah ettim.

Ayrı Ayrı Beraat ve Adli Kontrolün Kaldırılması

Tüm bu sebeplerle müvekkilim Davut Bildik’in TCK 281/1 kapsamında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan, TCK 152/1-a kapsamında nitelikli mala zarar verme suçundan ve TCK 220/7 kapsamında örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan ayrı ayrı beraatine karar verilmesini sayın mahkemenizden saygıyla talep ediyoruz.

Ayrıca yine müvekkil hakkında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde uygulanan adli kontrol yükümlülüğünün de kaldırılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekaleten talep ederiz.

SAVUNMAYI YAPAN Av. Burak Bingöl Davut Bildik Müdafii
ALEF HUKUK

Medya ve Basın Çalışmalarımızı İnceleyin

Medyada Biz’e Dön